30 Temmuz 2013 Salı

Doğal Anneyim seminerleri başlıyor!

DOĞAL ANNEYİM SEMİNERLERİ: Tabii ki babalar da davetli ;)

Sevgili arkadaşlar, uzun süredir aklımda Doğal Anneyim blogumda bahsettiğim ve hayatıma geçirdiğim konularla ilgili seminerler dizisi yapmak vardı. Sonunda konularımızı karşılıklı paylaşıyor olacağız.

Çocuklarımıza huzurla bırakabileciğimiz sağlıklı bir dünya için hangi konuları merak ediyorsunuz? Aşağıdaki başlıklar çerçevesinde bir seminerler dizisi planlıyorum.

-Yeni çağın ebeveynliği: Doğal Ebeveynlik
-Doğal doğum ile hayata başlangıç
-Bebek emzirme sanatı
-İlaç ve antibiyotik kullanmadan çocuk büyütme yöntemleri
-Sağlıklı kalmak için doğal beslenme
-Evdeki kimyasal dolu ürünlerin yerine doğal olanları keşfetmek
-Doğal güzellik malzemeleri
-Homeopati ile tanışın
-Aromaterapi ile gelen sağlık
-Doğumdan itibaren bebek masajı
-Bebek ve hamile yogası ile bebeğinizle iletişim kurmak
-Ekmek yapım atölyesi
-Zeytinyağının sırları
-Çocuklar için yeşil bir gelecek, dünya için permakültür
-Şehirde yenebilir bahçeler yapmak

Konu başlıkları ve eğitim ücreti seminere göre değişiklik gösterebilir. Seminer başına katılım ücreti: 50TL. Seminerler hakkında bilgi almak ve katılmak isteyenler lütfen bana bir e-posta gönderin. Katılımcı sayısına göre yakın zamanda yer bilgisini de veriyor olacağım.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Gündönümü Çiftliği - aysun the sütçü



“aysun the sütçü” adını İstanbul’da ilk defa bundan 5 sene önce kendisinden süt alan bir arkadaşımdan duymuştum. Gündönümü Çiftliği’nin sahibi Aysun Sökmen, müzisyen eşi ile birlikte 13 senedir çiğ inek sütü üretimi yapıyor. Aslında geçmişte tekstil sektöründe çalışmış olan Aysun hanım, inekleri çok sevdiği için hayalinin peşinden gidip bir çiftlik kuruyor. İlk başlarda endüstriyel bir üretim çiftliği olarak kurulan Gündönümü Çiftliği bugün son dört senedir yaptığı değişikliklerle ekolojik ve sürüdülebilir tarım ve hayvancılık uygulamaları ile süt üretimi yapan bir çiftlik olma yolunda diğer üreticilere örnek oluyor. Kişisel olarak son zamanlarda vejeteryan ve vegan beslenmeyi tercih ediyorum ama ineklerini tımar ettirmek, onlarla uyumaları ve sevgi göstermeleri için yurt dışından gönüllüler getiren bu çiftliği anlatmak istiyorum.Türkiye’de kendi alanında dürüst ve iyi iş yapan böyle çiftlikler olması doğal ve ekolojik tarım ve hayvancılık geleceğimiz açısından çok önemli. Ben de bu farkındalığa sahip çiftliklere ve işletmelere blogumda yer vermeye çalışıyorum.

İlk süt aldığım andan itibaren aramızda Aysun hanım ile organik bir sevgi bağı oluştu. Ardından karşılıklı e-postalarla inekler ve bashico blogumda yazdığım doğal hayvan bakımı ve gerçek yiyecekler üzerine güzel bilgiler paylaştık. Her yaz haftasonları çiftliğinde düzenlediği pikniklerin birinde yüzyüze tanışma şansımız oldu. İyiki oldu çünkü sonra bir de baktım ki aynı ilgi alanlarını paylaşıyoruz, armağan ekonomisi konferanslarına, gruplarına birlikte katılıyoruz, Slow Food üzerinden haberleşiyoruz ve her telefonu ele aldığımızda en az 1 saat konuşuyoruz.

Bir kaç gün önce yaptığımız konuşmamızda sevgili Aysun hanım bana çiğ süt üretimi, çiftliği ve inekler hakkında tekrar pek çok bilgi verdi. Gündönümü Çiftliği’nin geçmişinde bir sene ineklerinde brucella hastalığı çıkıyor, sürünün yarısı telef oluyor ve Aysun hanım çok fena hasta oluyor. Bu ağır hastalığı uzun sürede atlatabilen Aysun hanım, süt hijyeni konusuna ciddi kafayı takarak, çok sevdiği inek sütünü ilk başta kendisi, eşi ve oğlu için en saf en temiz haliyle üretmeyi başarıyor.

“Dedem ehem ile mühimi ayırmamı öğütledi. Benim için ineğin ne yediğinden ziyade sütün zoonozdan (hayvandan insana geçen hastalık) arındırılmış olması mühim. Ülkemizdeki koyun, keçi ve ineklerin büyük bir kısmında fazlasında salgın hastalık var. 200’dan fazla ineğimiz var ancak son 4 senedir beslenme konusunda senin gibi duyarlı müşterilerimin görüşleri ile %80 oranında verdiğimiz mısır silajını azalttık, aynı oranda taze ve kuru ot koyduk. Karmaşık bir hesaplama ile sütün protein oranını tutturmak için geri kalan miktarda mısır ve kendi tahıl karışımımızı veriyoruz. Fabrika yemi kullanmıyoruz. Antibiyotik alan ineklerin sütleri ayrı tutuluyor, asla karıştırılmıyor. İneklerimizi diğer otlaklardan hastalık kapmamaları için çiftlik dışında serbest bırakamıyoruz, ancak bir kaç saat serbest otlayabildikleri ufak bir arazimiz var. Her sene otlama alanını kiraladığımız tarlalarla arttırıyoruz. Örneğin bu sene 150 dönüme çıktık. İneklerimiz yaşayabildikleri sürece çiftliğimizde kalıyorlar. Herbirini ayrı ayrı seviyorum. İneklerimi tedavi etmek için hastalıklara karşı senin de önerdiğin inek sürülerine yönelik homeopati kitaplarını aldım, homeopatiyi öğrenmeye çalışıyorum.” diyor.

Aysun hanım, kendi gerçeklerini sütü çok seven ve çok tüketen bir insan, çok yoğurt yiyen, öncelikle ailesi için çok kaliteli bir süt üretmeye çalışan biri olarak tanımlıyor. Olmazsa olmazları ise sırasıyla şöyle:

İlk olarak sağlıklı çiğ süt üretmeye çalışıyor. Süt mutlaka hastalık içermeyecek çünkü şap, şarbon, brucella ve verem çok yaygın. Resimde Aysun hanım'ın ineklerinin ari sürü sertifikası var.

İkinci olarak geçmişte yaşadığı brucella hastalığı ile sürüsünün yarısı telef olduğundan bir sağım hijyeni takıntısı var. Süt memeden şişeye kadar dış ortam havası ile temas etmeden gitmeli diyor. Biraz şartları itibariyle GDO’lu yiyebilir ama sütün etraftaki mikroorganizmalar tarafından zarar görmemesi önemli. Hava ile temas etmeyince sütte zararlı bakteri üremesi olmuyor, süt şekeri de bu bakteriler tarafından yenmiyor. İçenler bu sebeple “Senin sütün çok şekerli” diyor.

Üçüncü sırada otlanmak ve beslenmek geliyor. Slowfood Türkiye ve Fikir Sahibi Damaklar kurucusu Defne Koryürek, Aysun hanım’ın etkilendiği kişiler arasında. Onun “Biz ne yersek oyuz” lafını hatırlatıyor. Slowfood akımı etkisiyle zaman içinde kendi beslenmesini ve ineklerinin beslenmesini de çok değiştirmiş. Yüzdeyüz otlayan inek sütü elbette en yüksek besin değerlerine sahip ancak sütün hastalıklardan arındırılmış olması daha önemli. Normalde çiftliklerde yaşayan süt ineklerine fabrikasyon tahıl yemler ve süt artırıcı maddeler veriliyor. Bu bakış açısından Aysun hanım’ın inekleri yüksek oranda ot yiyerek, yedikleri az miktardaki GDO’lu, GDO’suz yemlere tölere edebiliyor ve sütün kalitesi yine yüksek oluyor. Süt tüketmek isteyenler için marketlerde satılan UHT ve pastörize sütlere en iyi alternatifin eğer otlayan sağlıklı ve temiz inek sütü bulunamıyorsa yine büyük miktarda ot tüketen Aysun hanım’ın ineklerinin sütü olduğunu düşünüyorum.

(Güncelleme 26 Kasım 2015: Aysun The Sütçü bu yazının yayın tarihinden sonra GDO hakkında gelen sorular üzerine sütünün GDO analizini yaptırdı ve temiz çıktı belgesini kendi grubunda paylaştı. Geçtiğimiz hafta da bundan sonra sadece GDOsuz yem kullanacaklarına dair işletme kararını aldıklarını açıkladı.)

Dördüncü sırada ise Buğday Derneğinin TaTuTa projesi var. Tüm dünyadan gönüllüler gelip yatak ve yemek karşılığı çiftlikte çalışarak konaklıyorlar. Parayla tutulan elemanların hayvanların refahını sağlayamadığını, betonlu suni ortamda yaşayan ineklerin sevgi boşluğunu bu gönüllü işçilerin doldurduğunu söylüyor. Şu an çiftlikte bir İspanyol, bir Japon, bir Tazmanyalı ve bir Fransız günde 4’er inek tımar ediyorlar. Kendi dillerinde ineklere kitap okuyor, şarkı söylüyor, onları seviyor ve ayaklarını yıkıyorlar. Aysun hanım’ın söylediğine göre çok acaiyip sonuçlar alıyorlarmış.

Süt ve inekler konusunda bilmediği konu olmayan Aysun hanım bu bilgilerini google grubu üzerinden üyeleriyle paylaşıyor.Aysun hanım’ın süt dağıtım ağına girebilmek için bu e-posta adresine cep telefonu numaranızı ve İstanbul’da yaşadığınız bölgeyi atmanız gerekiyor. 

aysun the sütçü Buğday Derneği TaTuTa Kasım 2012 söyleşisi:


26 Temmuz 2013 Cuma

Doğal Anneyim Facebook Grubu devam etsin mi?

DOĞAL ANNEYİM FACEBOOK GRUBUNUN DEVAMLILIĞI İÇİN LÜTFEN OKUYUN:
Sevgili arkadaşlar, doğal anneyim grubunu benimle aynı merakları ve uyanışları paylaşan annelerle buluşabilmek adına Doğal Anneyim blogumun ardından kurdum. Doğal yaşam ve doğal ebeveynlik konulu bu blogumu takip etmek isteyenler emaillerini sayfamda sağdaki takip edin kutucuğuna bırakabilirler. Doğal Anneyim Facebook Grubu ise 2 sene içinde çok büyüdü. 3800 kişiye ulaştı. En son Haziran ayı başındaki Taksim Gezi olayları sırasındaki paylaşımlarıyla grupta bazı üyeler barışçıl havayı bozdu. Şikayet aldığı için de facebook iki kere kapattı. Grup kapatılınca değerli dosyalar ve paylaşılan bilgileri kullanamayan pek çok mağdur anne oldu. Grubu tekrar açtırmak için 2 ay boyunca çok uğraştım, sonunda tam artık ümit yok derken tekrar açıldı. Bu zaman zarfında grubumu açılırsa artık modere etmemek üzerine bir karar aldım. Üye olduğum tüm anne gruplarından ayrıldım. Doğal Anneyim grubumu tüm üyelere emanet ediyorum, herkesin zamanı çok değerli, hepimiz gibi. O yüzden tekrar bir grup üyesi tarafından şikayet edilip kapatılmasını istemiyorsanız lütfen gruptaki tarzınıza ve paylaşımlarınıza dikkat edin. Facebook her yere şikayet butonu koymuş, devamlı müdahale ediyor. Elimizdeki bu değerli grup hepimizin. 

İçindeki bilgileri ve sizinle benzer ebeveynlerle iletişim şansınızı korumanız dileklerimle. 

Sevgi ve barışla kalın.

Başak

23 Temmuz 2013 Salı

Doğal Anneler Toplanıyor Grubu

Doğal Anneyim grubum bu haziran başında kapatıldı ve henüz grubun bulunduğu facebook bana geri dönmüyor. Emekli çocuk doktorumuz Hülya Sonugür ile grup üzerinden İstanbul'da toplantılar yapıyorduk. Şimdi tekrar bu toplantıları yapmak adına yeni bir grup oluşturduk. Doğal yaşam ilkelerini takip etmek isteyen anneler hadi bu grupla buluşmalardan haberdan olun :)

Doğal Anneler Toplanıyor


Hindistancevizi yağlı organik kremlerim


20cclik çanta boyu doğal kremler hazır

Yaklaşık 5 senedir çocuklarıma pişik kremi olarak zeytinyağlı bir krem yapıyorum ve vazelin yerine kullanıyorum. Etrafımdaki tüm arkadaşlarıma ve onların bebeklerine de bir sürü yapıp hediye ettim. Devamlı isteyenler oluyor. Talebin artması ve arkadaşlarımın çok sevmesi üzerine bu blogda kremlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Kimyager ama evinde çocuk bakan bir anne olarak mutfakta laboratuvar çalışmalarım sonucu iki tip organik krem yaptım. Kremlerimi bana dogalanneyim@gmail.com'a e-posta atarak temin edebilirsiniz. 

Kremi yeni doğan bebeği olan annelere, arkadaşlarınıza, annenize, eşinize (eşlerden de beğenen ve kullanan var) veya kendinize hediye olarak düşünebilirsiniz. Emin olun bebeklerinin pişik ve deri sorunlarında çok iyi sonuç verecek, anneleri çok mutlu edecek bir krem. Maceracı anneler ise temel zeytinyağlı krem yapımına diğer blogumdan bakabilirler.

Birinci tip bakım kremimde içerik olarak sadece organik hindistancevizi yağı, sevgili girişimci arkadaşım Dilek İnce Özenel’in zeytin bahçesinden doğal ve ilaçsız zeytinyağı, nerolinn organik portakal yağı ve doğal balmumu var. Bu kremi vazelin gibi tüm vücudunuza, bebeğinize gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Tüm bebekli arkadaşlarımın yeni gözdesi. Artık bunu hediye ediyorum.

İkinci tip iyileştirici kremimde ise içerik olarak organik hindistancevizi yağı, Dilek İnce Özenel’in bahçesinden doğal ve ilaçsız zeytinyağı, nerolinn'den organik lavanta yağı, organik çay ağacı yağı, organik citronella yağı ve doğal balmumu var. Bu kremi sivrisinek sokmalarına karşı olarak yaptım. Citronella diğer adıyla limonlu melisa otunun kokusu limona benziyor, sivrisinek ve böcekleri uzak tutuyor. Bazı bebek ürünlerinde de kullanılsa da aromaterapistler 5 yaşın altındaki çocuklara önermiyor. Ben kendim için kullanıyorum. Her türlü deri rahatsızlığınız için bu hoş kokulu kremi kendinizde kullanabilirsiniz.

Kremlerime koyduğum yağların faydalarına gelecek olursak:

Hindistancevizi yağının faydaları saymakla bitmez. Aşı hakkında blogunun sahibi Arzuhan’ın çevirdiği ile 80 faydasını bu linkten okuyabilirsiniz. Genel olarak bahsedecek olursak iltihaplanmaya, mikrop kapmasına, mantara, virüslere karşı, dudak çatlaklarında, deodorant olarak, pişiklerde, yara izlerine yardımcı, cildi beslemede, yara, kesik ve sıyrıkları iyileştirmede, böcek ısırıklarında kaşıntıya ve yanmaya karşı, akne sorunlarında kullanılır.

Portakal yağının kokusunu çok seviyorum. Kremlerimi bir kere koklayınca tekrar tekrar koklamak istiyorsunuz.

Portakal yağının faydaları şöyle:
Enerjisi durgunlaşmış kişilere, Strese ve yorgunluğa, kasvetli düşüncelere, can sıkıntısına, psikolojik gerilim ve strese karşı etkili.Olumlu bir bakış açısı sağlıyor, enerji veriyor. Sakinleştirici, cilde canlılık ve güzellik veriyor, sıkılaştırıyor, sivilce ve akneleri giderici, yara ve yanıkların tedavisinde kullanılıyor, Kuru ve hassas ciltlerde dengeleyici özellikleri var. Portakal yağı ile selülitli bölgelere masaj yapılarak selülitlerin azaltılması sağlanıyor.

İkinci tip iyileştirici kremimde kullandığım lavanta, çay ağacı (tea tree) ve citronella yağlarının özellikleri işe şöyle:
Lavanta yağının faydaları nelermiş:
Sağlıktan, güzelliğe ve ev temizliğine kadar pek çok yere girdi lavanta yağı müthiş kokusu ile. Kuru ve çatlak deriyi iyileştirici, deodorant etkili, çaylatan dudaklara, uçuklara, yanıklara, kesit ve yaralara, böcek ve arı sokmalarında şişme ve kaşıntıyı alıcı, böcek kovucu, güneş yanıklarında, taşıt tutmalarında, egzema ve dermatitte etkili.
Çay ağacı yağının faydaları ise:
Antiseptik olarak enfekte olmuş yaraları ve kesikleri temizlemede, akneleri ve mantarı tedavi etmede, cilt lekelerinde, bit, pirelere karşı, kokuları gidermede, iltihapları gidermede, bağışıklık sistemi uyarıcı, uçuklar, yanıklar, su toplamaları, siğiller, akneler, isilikler, böcek ısırmalarında etkilidir.

Citronella yağının faydaları da böyle:
Parfüm ve sabun sanayinde sıkça kullanılan citronella yağının en büyük özelliklerinden biri kene dahil bir çok zararlı böcekleri uzaklaştırmasıdır. Bu yağ Çin tıbbında romatizmaya karşı, sakinleştirici olarak, depresyonu ve melankoliyi gidermede, ruhu canlandırmada, uykuyu düzenlemede, hafızayı güçlendirmede, alerji, egzama, sedef, nörodermit durumlarında, kas ve baş ağrıları, aşırı terleme (özellikle ayaklarda) etkilidir. Serinletici ve deodorant etkisi sağlayan bir yağdır.

Alanlar ne dedi?

"Ağır bir ameliyat geçirdim diye. Eski üyeler yazdığım yorumlardan biliyorlar. Geçenlerde Basak Yaykin Pirtini ile konuşurken, ameliyat sonra karnımda oluşan deri çatlaklarından bahsettim. Eczaneden aldığım hiç bir krem bu çatlakları ve kurumaları önlemedi diye anlatırken, ben sana kendi yaptığım kremden göndereyim dene bak göreceksin, çok memnun kalacaksın dedi. Sağ olsun hemen kargoyla göndermiş. Bu kadar mı güzel olur, anında yumuşacık oldu karnımda ki çatlaklar ve kuruma bir anda kesildi. Tabii dolayısıyla müthiş kaşıntı da yapıyordu. Karnıma sürerken, ellerim pamuk gibi oldu.. O gün tesadüf kuzenim bana misafir gelmişti, bebeğinin poposunda ki pişiklerden bahsetti. Bir kavanozu da ona hediye ettim. Ertesi günü aradı, abla bu mucize nasıl bir kremdir, bebeğimin poposu sabah kalktığımda tamamen iyileşmiş dedi. Başak bunu mutlaka yapıp satmalı dedi. Ve hepimiz faydalanmalıyız... Evimizde bulunmalı mutlaka. Kavanozu açtığınızda mis gibi portakal ve limon kokusu yayılıyor etrafa... Dehşetle tavsiye ederim."Zeynep Gülay K.

"Bebeğimin pişiğine çok iyi geldi." Bora G.

"İleri yaşdaki annem şekeri sonucu dirseklerinde oluşan çatlaklara sürdü. Faydasını gördüğü için elinden bırakmadı, odadan odaya kremi taşıdı." Fersun O.

"Oğlumun güneş yanığına sürdüm ertesi gün geçmişti." Banu Ö.

"Ben devamlı elime sürüyorum bulaşıklar sonrasındaki kuruluğa çok iyi geliyor. Elden hemen de gitmiyor. Ayrıca eşim de çok sevdi. Bittikçe devamlı temin ediyorum." Hanife A.

Hepinize güzellik ve sağlık dolu günler diliyorum.

4 Temmuz 2013 Perşembe

İki normal doğum sonrası anne adaylarına önerilerim



Sonunda bir iki ay önce tüm annelik yazılarıma kaynak ve doğal yaşam araştırmalarıma sebep olan kızlarımın doğum hikayelerini kaleme alabildiğim için çok mutluyum. Her iki kızımı da şehirde, etrafımda nerdeyse1-2 yakın arkadaşım dışında tüm arkadaşlarımın sezeryan olduğu bir topluluk içinde epiduralsiz normal doğum ile dünyaya getirmeyi başardım. 1.5 sene ara ile iki normal doğum üstüne sadece 3 ay ara vererek toplam 4.5 sene emzirmeyi de eklersek üzülerek söyleyeceğim benim gibi okumuş eğitimli anneler arasında farklı bir yere konuyorum. Pek çok anneden normal doğurmak istediğini ancak doktorunun yönlendirmesi ile sezeryana döndüğünü duyuyorum. Gerçekten de ben şanslı azınlık mıyım? Tüm Anadolu’yu düşününce buna pek inanasım gelmiyor. Bence iyi araştırıp, iyi hazırlandığım ve pozitif düşündüğüm için böyle oldu.
  
Normal doğum denince aslında anne adayları korkuyorlar çünkü:

-Normal doğumun nasıl olduğunu, aşamalarını bilmiyorlar, bu da onları korkutuyor.

Pozitif bir normal doğum için youtube’da çok güzel ilham verici hikayeler izleyebilirsiniz. Ina May Gaskin adlı dünyaca ünlü Amerikalı Ebe’nin doğal doğum ile ilgili kitaplarını okuyabilir, videolarını izleyebilirsiniz. Ben sezeryandan bir çeşit ameliyat olduğu için çok daha fazla korkuyordum. Normal doğum en yoğun anında bir kaç saatliğine size zor gelebilir ama geçer gider. Bebeğinizi kucağınıza aldığınız anda unutursunuz yorgunluğunuzu. Yerine büyük bir başardım hissi kalır, sevinçten ağlarsınız. Bebeğinizin her anını kaçırmadan yaşarsınız.