29 Mayıs 2013 Çarşamba

İlk bebeğimin normal doğum hikayesi

Uzun bir süredir doğal anneyim... İki normal doğum hikayemi de yazmak istiyordum. Henüz kendi bloguma bile koyamamıştım, 4.5 sene oldu. Sevgili Eren BYBO (Bebek Yapım Bakım Onarım) blogunda normal doğum hikayeleri yayınlamaya başladı. Benim de hikayemi konuk etti. Bu vesileyle ben de kızlarımın normal doğum hikayelerini sizlerle sırayla paylaşacağım.

İlk bebeğimin normal doğumu

Çocuğumuz olmasına karar verince doğumun doğal bir şekilde gerçekleşmesini istiyordum. Hamile kalmadan 6 ay öncesinde hastalıklarda ilaç kullanmayı bıraktım. Bitkisel yöntemlerle atlatmaya başladım. Zaten sigara alkol kullanmıyordum, en sağlıklı yumurtanın gelişmesine ortam sağlayacak şekilde diyetime daha da dikkat etmeye başladım.

Okuduğum Dr. Sears’ın “The Baby Book” kitabı beni doğal ebevenylik ile tanıştırdı. Ben de bir anne adayı olarak hemen araştırmaya başladım. Tüm bebek ve doğum sitelerine, bloglara baktım. İlk önce kendime bir basit doğum planı yaptım. Doktorum Meltem Özkan Girgin hamilelik ve doğumla ilgili doğal yaklaşımlarıma ve doğum planıma sıcak baktı. Belki doğuma hazırlık kursuna ve hamile yogasına giderim düşüncesiyle Asude Ebe ile görüştüm. Çok aydınlatıcı bilgiler verdi. Genelde anneler normal doğumdan sancılar sebebiyle çok korkuyorlar. Ben ise sezeryan olmaktan, anestezi almaktan ve epiduralden daha çok korkuyordum. Vücuduma ameliyat boyutunda herhangi müdahaleyi kabul etmek istemiyordum. Kurslarda normal doğum korkusunu yenmeye çalışma üzerine daha çok odaklanıldığına kanaat getirerek, kendimi evle iş arasında akışa bırakmaya karar verdim. Bu esnada tüm beynimi, bedenimi, hayallerimi, düşüncelerimi normal bir doğuma ve bebeğime odakladım.

Standart ilk 3-4 kontrol ve 2’li, 3’lü testlerden sonra 3 ay kadar ultrasona gitmedim. Biraz da ilk bebeğimi olduğu gibi kabullenmek istedim, doğabileceği her haliyle... Neticede ilk hamileliğimdi, bebeğime gelişimi için elimden gelen en iyi şartları sağlayacak, ne olursa olsun onu doğuracaktım. Yine de bir şeylerin ters gideceğini hissedebileceğim bir durumda doktoruma kontrole gelmeye söz verdim. Doğumu her ne kadar evde, ya da suda yapmayı hayal etsem de ilk bebeğim olduğu için bunları denemek yerine hastanede karar kıldık.

Hamilelik öncesinde ve sırasında bashico blogumda kedi ve köpeklerimle ilgili blogları yazıyordum. İşten doğuma 2 hafta kala ayrıldım ve beklemeye başladım. Bir sabah 39. hafta ultrason kontrolümüzün olduğu gün sabah 15 dakikada bir ufak bir sancı gelmeye başladı. Kontrolde 2 cm açıklık olduğunu söyledi doktorum. Artık bebeğimi 1-3 gün içinde bekliyorduk. Uzun süre blog yazamayacağımı bildiğimden günümü bilgisayardaki yazılarımı bitirmeye çalışarak ve sancılarımı ölçerek geçirdim. Bebeğim gece yarısı yatağa yatar yatmaz koca bir tekme ile suyunu patlattı. Anne karnında birçok su baloncuğu varmış. Dolayısıyla bir bardak kadar su geldi önce. Hemen toparlanıp hastaneye gittik.

Hastanede gece 01.00'de hiçkimse kalmamış, her yer kapalıydı. Acil kapısından girdik. Doğumhaneye indik. Heryer bomboştu. Belli ki hemşireler de dinleniyordu. Benden başka doğum yapan kimse de yoktu. Zar zor bulduğumuz bir hemşire gelip bizi sancı bekleme odasına aldı. Doktorumu aradılar. Doğum planımı doktorum hemşireye telefonda aktarmış, açıklık 7-8 cm. olunca geleceğini söylemiş. Sancılarımı sayarken her yarım saatte bir NTS cihazına bağlanıp geri kalan zamanda odada yürüdüm. Sancıları ayakta karşılamak yatarak gelen sancılara göre çok daha rahattı. Nefesimi derin alıp çok yavaş vererek sancıların kaç nefes sürdüğünü saydım. Bu odaklanma dayanma gücümü artırdı. Derken lavman yapıldı.

Biz beklerken arada ufak ufak sularım patlamaya devam etti. Normal doğumun sancılarıyla uğraşırken hemşirenin gelip devamlı kelebek takmak istemesi çok fenaydı. Sanki suni sancı almaya zorunluymuşum gibi... Bebeğimi sabah kucağıma alma düşünceleri ile tüm olumsuzlukları uzaklaştırmaya çalıştım.

Sonunda doğumhaneye geçme zamanı geldi. Açıklık 8 cm olmuştu. Doktorum geldi. Filmlerdeki gibi bağıranlar, heyecanla içeri giren hemşireler, etrafta koşturanlar gibi bir beklentim olmuş herhalde ki sakin ortam beni çok şaşırttı. Eşim devamlı yanımdaydı.... Bebeğin kalp atışları yavaşlıyor diye doğumu biraz hızlandırmak için suni sancı verildi. Doktorum beni beklerken sudoku çözüyordu. Bunu görünce aslında doğumun ne kadar normal bir süreç olduğunu düşündüm. 

Ben içerideyken arada bir doktorum doğumhaneden dışarı çıkıyor, son anda haber verdiğimiz anne ve babalarımızla görüşüyordu. Onların kapı açılırken içeriye heyecanlı ve meraklı bakışlar atmaları beni biraz utandırdı. Bir ara meraktan içeriye dalıp beni öpen annemi sıktığı parfüm kokusu dikkatimi dağıttığı için sonradan pişman olacağım şekilde dışarı yolladım. Doğum sancıları çekerken her türlü kokuya, harekete karşı son derece hassas oluyorsunuz. Etraftaki herkes de nazınızı çekiyor.

Sonra her sancı geldiğinde biraz nefes almak ve en kuvvetli anında ittirmek üzerine çalışmamı istedi doktorum. Beni de bebek kanalda daha rahat aşağı inebilsin diye yan yatırdı. Sancı gelince itmeye çalıştım. Ancak bu erken denemeleri fazla ciddiye alınca yoruldum. Son noktada bebek kafası görünmüş ve çıkmak için bir kaç santim kalmışken doktorum enerjimin erkenden bittiğini farketti. “Yardım edeyim mi?” sorusuna karşılık “Eğer 5 dakikada bu iş bitecekse, evet!” dedim. Zaten öncesinde yapılan lavmanla tüm enerji veren besinler dışarı atılmıştı. Enerjimin geri kalanını da boşa harcamış o kadar bitkin düşmüştüm ki o anda yapılan her türlü müdahaleyi kabul etmeye hazırdım.

Bu andan itibaren doğum odası dolmaya başladı. İki hemşire daha geldi. Ayaklarımı standart doğum masası pozisyonuna soktular. Doktorum bebeğimin başına kauçuktan bir el vakumu taktı. Bir hemşire yanıma çıkıp karnıma çok kuvvetli bastırdı. O anda nefesimi tutarak tüm gücümle ittim ve ittim. Tam bebek çıkarken doktorum epizyotomi yaptı. Bebeğin başının çıktığı anın ateş çemberi olarak adlandırılması çok doğru. Çünkü bu en zor geçişten sonra devamı oldukça kaygan bir şekilde çıkıveriyor. Çıkış anının zorluğundan çok yapılan kesinin şoku beni inletmişti.

Hemen bebeğimi göğsüme ilk temasımız için koydular. Bana o kadar sakin ve ağlamadan baktı ki kendimden utanıp ben de sakinleştim. Anlaştığımız üzere doktorum kordon kanının bebeğe geri akmasını yarım dakika kadar bekledi. Sonra da babası kordonunu kesti. İlk kontrollerini bebek hemşiresi yaptı. Doktorum kesilen yere dikişlerimi atarken bebeğimi doğumhane soğuk diye hep sıcak tutulan bebek odasına çıkardılar. Bebeği camdan aileme göstererek başını yıkamışlar. Ben de üzerimde bir yorgan ile soğuk bir odada yarım saati aşkın suni sancının bitmesini bekledim.

Bebeğim çok saçlı doğmuştu, hatta yıkarken saçlarını bile taramışlardı. Yukarıda odamda bebeğimle buluşup yanımda birlikte uyuduğumuz ilk uykumuz herhalde dünyanın en güzel, en huzurlu uykusuydu. Aylardır bu kadar yorulmamış, böyle güzel bir uyku çekmemiştim. Normal doğum paketim kapsamında bir gün daha hastanede misafirlerimizi kabul ettik. Bebeğimi emzirdim, hemşireler bez bağlama, giydirme konusunda destek oldular. Doğumdan hemen sonra ayağa kalktım. İlk duşumu almak çok iyi geldi. Bir 10 gün kadar gitgide azalan adet kanaması şeklinde akıntılar oldu. Hemen ikinci gün dinlenmiş bir şekilde evde ayakta işlerimi yapıyordum. Doğumu kutlamak için tüm aile büyüklerimiz bir arada bizim evdeydik. Ben bebeğimle ilgilenirken herkes evde bir işe koşuyordu. Çok güzel ve keyifli anlardı.
İlk doğumum normal doğum oldu ancak doğal doğum olmadığını hiçbir epizyotomi, suni sancı, vakum gibi müdahaleleri içermeyen başka hikayeleri okuyunca öğrendim. Doğum aslında çok kutsal bir an. 9 ay boyunca bedeninizde büyüttüğünüz canlıyı ilk kez gördüğünüz ve onun bu sihirli gelişimi zorlu çıkışını kucakladığınız önemli bir an. Tam hayal ettiğim bir ilk doğum olmasa da annem de beni suni sancı ile doğurduğunu, hatta son anda artık dayanamayıp kendini uyutturduğunu söyleyerek avuttu... Neticede onun tecrübesini geçebilmiştim. Ben kendimde son anki gücümü kaybettiğim için hayalkırıklığı hissetsem de doktorum da normal doğurmamın önemini ve güzelliğini anlatarak beni avuttu. İlk doğumumdan sonra kendime notlar çıkardım.

Şimdiki bilgilerim olsa kordonu hemen kesmez, atmanın durmasını beklerdim. Hatta lotus doğumundaki gibi kordonun plasentaya bağlı kalmasını ve kuruyup kendi kendine düşmesini bile bekleyebilirdim. Sonra suni sancı yaptırmazdım. Çünkü bebeğim kucağımda olabilecekken en az 45 dakika ayrı kaldık. Bebeğimi yıkatmazdım. Meğer ne daha detaylı doğum planları varmış bunları da içeren. Aklımda bunlar, ben de ikinci doğumumu nasıl planlayacağımı düşünedurdum.

Bundan sonra ikinci kızımın doğal doğum hikayesini ardından da üçüncü kızımın doğal doğum hikayesini anlatıyorum. Herbiri birbirinden farklı deneyimlerimi okumanızı öneririm :)

Görüşmek üzere...

Başak Pirtini


****************************************************
Şimdiye kadar bize şişe suyu içmenizin en güvenli olduğu öğretildi. Peki suyumuz çocuklarımız ve ailemiz için gerçekten sağlıklı mı? Alkali su, ters ozmoz faydalı mı? Enerjik Su içmemiz gerektiğini biliyor muydunuz? Bunları merak ediyorsanız mutlaka bu sayfayı okuyun :)

***************************

El yapımı, organik ve yenebilir anne-bebek bakım ve pişik kremimi gördünüz mü? Detaylar burada:
http://dogalanneyim.blogspot.com.tr/2013/07/hindistancevizi-yagl-ve-bocek-kovucu.html?m=1

***************************

Doğal Anneyim grubum ve bana ulaşabileceğiniz linkler:

Doğal Anneyim Facebook Sayfası: www.facebook.com/dogalanneyim
Doğal Anneyim Facebook Grubu: www.facebook.com/groups/dogalanneyim
Instagram @dogalanneyim: www.instagram/dogalanneyim
Twitter @dogalanneyim: www.twitter.com/dogalanneyim
Doğal Anneyim e-bülten ile takip: http://eepurl.com/TeYdX
Köpek ve kedi bloglarım:

28 Mayıs 2013 Salı

Doğum Planım

Her iki normal doğumumda doğumun nasıl olmasını istediğimi doktorumla doğum öncesinde hazırladığım doğum planım üzerinden konuştuk. Böylece nasıl bir doğum istediğinizi önceden belirleyebilir, doğum telaşında sonradan sizi mutsuz edecek seçeneklerle karşılaşma riskinizi en aza indirmiş olursunuz. Doğum planınıza yapmadan önce doğum öncesi, sırası ve sonrası ile ilgili bloguma bakmayı atlamayın.

NORMAL DOĞUM PLANIM
Doktorumun onayıyla aşağıdaki doğum planını oluşturup doğal bir doğum geçirmek için bu planı uygulamayı arzuluyorum.


1. Anne ve bebeğin birbirleriyle en sağlıklı iletişim kurma yolunun öncelikle doğal doğumdan başladığına inandığım için doğal doğumu destekleyen ve ekibinin de buna hazırlıklı olduğu bir hastanede doğumumu gerçekleştirmek istiyorum.

2. Tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece bebeğimi normal doğum yöntemi ile doğurmak ve bu konuda başta doktorumun (buraya ismini yazabilirsiniz) gözetiminde güvende olduğumu bilerek kendisinin fikirlerine saygı duyduğumu belirtmek istiyorum.

3. Bebeğimin suyu yeterli olduğu sürece, kasılmalarımın doğal seyrinde ilerlemesini, doğumumun kendi ritmini yakalamasını istiyor, damardan ilaçlarla doğumumun erken başlatılmasına veya hızlandırılmasına sıcak bakmıyorum. Her doğumun sürecinin farklı işlediğini biliyor, dolayısıyla doktorumun, benim ve ailemin bu süreçte gereken sabrı göstereceğine inanıyorum.

4. Açılma döneminde bebeğin doğum kanalına rahat girebilmesi için kasılmalar boyunca yürümek ve hareket etmekte özgür olmayı, serum veya diğer cihazlara yatar vaziyette sürekli bağlı kalmayı tercih etmiyorum.

5. Doğumumun bütün evreleri boyunca gerekli olan fiziksel ve duygusal destekçimin ve doğum koçumun eşim (buraya doulanızı, doğum destekçinizi yazabilirsiniz) olduğunu ve doğumla ilgili tüm konuların açıklıkla kendisiyle paylaşılabileceğini belirtmek istiyorum.

6. Lavman yapılmasını kabul etmiyor, aynı zamanda ilk fazda tansiyon ve kan şekerimin düşmesini engellemek için istediğim tuzlu veya şekerli (bisküvi, kraker vb.) gıdaları alabilmeyi talep ediyorum. (ilk 2 doğumumda yapılan bu uygulamanın artık yırtığa yol açabileceği sebebiyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilmediğini öğrenince 3. doğumumda istemedim. Zaten zamanı gelince barsaklarım kendiliğinden boşaldı.)

7. Kasılmalar sırasında anestetik ilaçlar yerine derin gevşeme, nefes teknikleri, masaj gibi yöntemler kullanarak ilk fazı tamamlamayı istiyor ve epidural anestezi uygulamasından yararlanmak istemiyorum. (tercihinize göre değiştirebilirsiniz)

8. Doğumum esnasında doğumhanede yarı yatarak doğumumu gerçekleştirmek istiyor, ıkınmalar esnasında bedenimin verdiği sinyallere ve doktorumun sözel desteklerine riayet edeceğimi belirtmek istiyorum.

9. Bebeğimin kordon kanını saklamayacağımdan dolayı, bebek doğduğunda ve ağlamaya başladıktan sonra kordonun hemen kesilmemesini, tüm kanın sonuna kadar bebeğime pompalanmaya devam etmesini (yaklaşık 3-5dk), sonrasında kordonun eşim tarafından kesilmesini rica ediyorum. (Burada eğer Lotus Doğumunu tercih edecek olursanız bebeğin kan akışı durana kadar plasentasından ayrılmamasını, hatta hiç kesilmemesini -göbek düşene kadar bekleyenler var- plasentanın düşmesinin kendisinin beklenmesini isteyebilirsiniz.)

10. Doğumdan hemen sonra anneyle bebek arasında kurulacak olan ilk ten temasının doğumun en güzel kazancı olduğuna inanarak, bebeğimin temizlenmeden, yıkanmadan, kordonu kesilmeden veya testleri yapılmadan önce göğsüme verilmesini talep ediyor ve ilk sütümü o esnada bebeğime vermek istiyorum.

11. Doğumdan sonra bebeğimle geçireceğim vaktin ardından ilk kontrollerinin yapılacağı zaman rutin Hepatit B ve K-vitamini aşılarının daha sonra özel doktorumuzla takibi yapılacağı için uygulanmamasını istediğimi bildirmek istiyorum. (Bebek için tıbbi gereklilik, hayatını tehdit eden bir durum olmadığı sürece, aşılarla ilgili kendi araştırmanızı yapıp çocuk doktorunuzla daha ileri bir tarihte de başlamayı planlayabilirsiniz. Aşılar da ilaçtır ve ciddi yan etkileri vardır. Yan etkisel semptomlar ve hastalıklar ailede varsa doktorunuzla aşının gerekliliği ve hastalığın size riski konuşulmalıdır. Bebeğin bağışıklığının gelişmeye başladığı 6. aydan itiraben yapılan aşılara bebekler daha az yan etki göstermektedirler. Aşılar geciktirerek, doz araları açılarak da uygulanabilir. Anne sütünden geçen antikorlar sayesinde bebekler emzirildiği sürece annenin geçirmiş olduğu çocuk hastalıklarına karşı doğal olarak korunmaktadır.)

12. Doğumdan sonra hastanede kaldığım süre boyunca bebeğimle aynı odada kalmayı talep ediyorum.

Bu planımın 3. doğumda kullandığım son hali.Ö nceki iki normal doğumumda da biraz daha eksik haliyle kullandım. Siz de burada yer alan önerilerin kendi doğum planınızı geliştirebilirsiniz.

Not: internetten bakacak olursanız bunun gibi detaylı Türkçe doğum planları da bulabilirsiniz.

Resim: http://www.mindfulmum.co.uk/health/2011/how-to-write-a-helpful-birth-plan/ Bu linkten İngilizce örnek doğum planı indirebilirsiniz.

10 Mayıs 2013 Cuma

Dosya: Özetle güneşten doğru faydalanmanın yolları (8)



-SPF (Sun Protection Factor) Güneşten Korunma Faktörü anlamına gelir.

-Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınları dalga boylarına göre UVA, UVB olarak ayrılır.
UVA en uzun dalga boyuna sahiptir ve yeryüzüne en fazla ulaşan UV ışınıdır. Deride birikmiş olan melanini koyulaştırarak kısa sürede fakat geçici bronzluk sağlar. Yetersiz korumada cilt kanserine yol açabilmektedir.

UVB ışınları deride melanin pigment sentezini en fazla etkileyen, geç ama uzun süreli bronzluk sağlayan UV ışınıdır. Maruz kalındıktan yaklaşık bir gün sonra şiddetlenen kızarıklık ve ödem, ağrı, içi su dolu kabarcıkların oluşumuyla seyreden ağır güneş yanıklarına neden olur. Cildi pembeleştirecek kadar alındığında ise D-vitamini sentezlememizi sağlar.


-Güneşten faydalanmanın yolu ışınların dik geldiği öğle saatlerinde kısa süreli aralıklarla cildin kızarmasına izin vermeden güneşlenmek ve çoğunlukla gölgede kalmaktır.

-Giyinmek ve gölgede kalmak en iyi güneşten korunma şeklidir. Gözleri gölge bırakacak siperlikli bir şapka kullanılmalıdır. 6 aylıktan küçük bebekler direk güneş altında bırakılmamalı, güneşten koruyucu giysilerle gölgede kalmalıdırlar.

Dosya: Nerolinn Doğal Kozmetik’in sahibi Kimyager Emine Koçer ile güneş ve cilt sağlığı üzerine (7)

Her zaman doğal çareleri ile cilt, çocuk hastalılarında bana yardımcı olmuş Nerolinn doğal kozmetik ürünlerinin sahibi Kimyager Emine Koçer güneş ile ilgili dosyamı hazırlarken sorularımı yanıtladı.

Cildimizi güneşin zararlı etkilerinden nasıl koruyacağız?
E.K.: “Güneşten ve soğuktan (dış etkenlerden) korunun. Cilt sağlığınız için en önemli maddelerden birisi, güneşten korunmaktır ve aynı zaman da güneşten yararlanabilmektir. Bilinçsiz bir şekilde güneş ışığına maruz kalan kişilerde güneş lekeleri, düzensiz bir cilt rengi, çillerde artış, ciltte kuruluk, ince kırışıklarda artış, ciltte kabalaşma oluşur. En ciddi cilt hastalılarından birisi de deri kanserleridir. Bunları engellemek için evden çıkmadan 30 dakika önce nemli cildinize (hem yüzünüze ve vücudunuza) güneşten koruyucu ürünler uygulayın.”

Nerolinn güneşten korunma ürünleri yeni doğanlar için de güvenle kullanılabilir mi?
E.K.: Yeni doğanlar dahil her yaş grubu doğal içeriği sebebiyle Nerolinn Sun Kiss oil, güneş kremi ve rose remedy kremi kullanabilir. Yeni doğanları kesinlikle direk güneşe çıkarmıyoruz. Bu ürünler kullanıldığında güneşin gölgede bile zararlı ışınlarını cildimiz yansıtabilir. Ayrıca cildimizin güneşe karşı bağışıklığını artırarak filtre görevi yapabilmektedirler. Güneş alerjisi olanlar mümkün olduğunca güneşe çıkmamalıdırlar.”

Dosya: Çocuk doktorumuzun önerisi Nerolinn doğal güneş yağı ve kremi (6)



Şimdi emekli olmuş doğal yöntemleri benimsemiş çocuk doktorumuz Hülya Sonugür’ün bebeklerimizi güneşten korumak için önerdiği yöntemler çok kolay. Beyaz ince bir kıyafet giydirmek, güneşin altında gereğinden fazla kalmamak. Güneşte uzun kalacağımız zamanlarda da cildimize içeriğinde doğal maddeler bulunan 15 SPF’nin altında bir güneş kremi kullanmak. SPF 15’in üzerine çıktığında sadece güneşte kalabilme süremiz uzarken, nanoteknoloji içeren ürünler cildin melanin üretme mekanizmasına etki ediyor. Bu sebeple yüksek faktörlü güneş kremlerini önermiyor.

Hülya Sonugür kendisinin de alerjik bünyesine rağmen sıkıntısız bir şekilde kullandığı ve memnun kaldığı Nerolinn organik bakım ve kozmetik ürünleri ile bizi tanıştırdı.
Son 2 senedir yaz aylarında kendim ve minik kızlarımın cildinde Nerolinn Sun Kiss oil güneş yağını kullanıyorum. İçeriğinde verdiğim listede yer alan zararlı kimyasallardan hiç biri yer almıyor. İçeriğindeki organik yağlarla cildi beslerken, güneşten kızarmadan, zararlı UVA ışınlarını süzerek korunma sağlıyor. Günlük yüz kremi olarak kullandığım Nerolinn’in Rose Remedy Krem de aynı şekilde güneşten benim ve kızlarımın yüzünü korumak için kullandığım ve Hülya Sonugür’ün bize henüz 6 aylık bebekken tavsiye ettiği bir diğer ürün.
  
Türkiye'de kendi yaptığı doğal ve organik kozmetikle ses getiren Nerolinn’in sahibi meslektaşım Kimyager Emine Koçer benim güneş ve cilt bakımı ile ilgili sorularımı yanıtladı.

Dosya: Zararlı kimyasallar içermeyen güvenilir bir güneş yağı kullanın (5)


Fotoğraf: Jim Maragos / U.S. Fish and Wildlife Service 27 March 2011Gökyüzü bulutluyken bile güneşin zararlı UVA ışınları bulutları ve hava kirliliğini delerek gelir ve cildinizde yanıklar oluşturabilir. Eğer iş için veya gününüzün büyük bölümünü güneş altında geçiriyorsanız güveneceğiniz ve cildinizin D-vitamini üretmesini engellemeyecek sağlıklı bir güneş koruyucu kullanmanız gerekiyor.

Güneşin ışınlarına güvenli bir şekilde maruz kalmak 16 kadar farklı kanser tipine karşı koruyor. Bunlar arasında göğüs, kolon, boğaz, mide, pankreas, prostat ve non-Hodgkin lenfoma yer alıyor.

Eğer aşağıdaki sorgulanan kimyasallardan biri güneş kreminizde yer alıyorsa çöpe atmanız gerekebilir:

Para amino benzoic acid…
Octyl salicyclate…
Avobenzone…
Oxybenzone…
Cinoxate…
Padimate O…
Dioxybenzone…
Phenylbenzimidazole…
Homosalate…
Sulisobenzone…
Menthyl anthranilate…
Trolamine salicyclate…
Octocrylene…

ve tabii bilinen en güçlü serbest radikal oluşturucu potansiyel zararlı kimyasallardan dioksibenzon ve oksibenzon!
Güneş kremlerindeki kimyasallar National Georgraphic’in en son şaşırtıcı keşfine göre dünyadaki mercan yataklarını öldürüyor. (Bknz.)

Doğal güneş kremi kullanmamızı öneren emekli çocuk doktorumuz Hülya Sonugür’ün görüşleri bir sonraki blogumda.

Resim: Jim Maragos, U.S. Fish and Wildlife Service


Dosya: Güneş, yeterli D-vitamini ve doğru beslenme ilişkisi (4)



Her yerde okuyoruz güneşe çıkarken mutlaka güneş yağı sürün diye. Eskiden sadece tatile giderken sürerdik güneş kremini, yazın sokakta, bahçede sürmezdik biz. Aslında her seferinde sürmemek sağlığınız için çok daha faydalı olabilir. 
Neden her dışarı çıktığınızda güneşten korunma yağı kullanmamalısınız?
Dr. Mercola'da okuduğum bilgiye göre güneşe her çıktığımızda UVA ve UVB ışınlarından yüksek koruma içeren kremleri sürmek ihtiyacımız olan D-vitaminini yeterince almamızı engeller.

D-vitamin neden bu kadar önemli?
-Kan dolaşım sisteminizi destekler,
-Kas gücünüzü artırır,
-Sağlıklı böbrek fonksiyonunu destekler,
-Sağlıklı dişleri destekler,
-Kemiklerinizi kuvvetli ve sağlıklı tutmaya yardımcı olur,
-Normal kan basınç değerlerini oluşturmaya yardımcı olur,
-Sağlıklı bir bağışıklık sistemini destekler,
-Kanser riskini düşürür.
Yeterli miktar güneş ışığı aldığımızı nasıl anlarız?

3 Mayıs 2013 Cuma

Dosya: Güneşten doğal olarak korunmanın en kolay yolu (3)



Güneşten doğal olarak korunmanın en kolay yolu tabii ki giyinmek. En iyi güneş koruması bir şapka ve t-shirt ile gölgeye geçmek. Deriden emilen kimyasallar yok, işe yarayıp yaramadığı ile ilgili soru da yok. Pek çok güneş kremi kanınıza girebilecek, deri kanseri oluşumunu hızlandıracak, hormonal dengenizi bozacak toksik kimyasal yüküne sahip.
Pamuklu kıyafetler yaklaşık 15 SPF koruma sağlıyor, yani derinizin iç organlarınızı güneşten normal korumasının 15 katını giysiniz size sağlıyor. Ancak, kıyafetle bile halen güneş yanıklarına karşı cildinizi kontrol etmeyi atlamayın.
Buna karşın tüm gün güneşte kalmanız gereken durumlar için güvenilir yağlar kullanmakta fayda var. Eğer piyasadaki ürünlerden seçim yapacaksanız, Dr. Mercola içinde çinko ya da titanyum mineralleri olanlar öneriyor. (Bknz.) Ancak bu işlemden geçmiş minerallerin de kullanılmadığı başka doğal yöntemler de mevcut.
Doğal güneşten koruma sağlayan cildinizi besleyen seçenekler de şöyle:

Dosya: Güneş kremi içeriklerinde bulunan zararlı maddeler (2)




Yaz güneşi gelince tüm anne, baba ve çocuklar güneş kremi sürmeye başlıyor. Acaba bu kremlerdeki zararlı içerikleri biliyor musunuz?

Dünyanın en büyük alternatif sağlık sitesi sahibi Dr. Mercola’da yer alan bilgiler şu şekilde. Time Magazin, Çevre Çalışma Grubu’nun (Environmental Working Group) 2012 raporunda 800 güneş kremi üzerinde yapılan araştırmasından önerilere yer veriyor. İçeriğinde oksibenzon (oxybenzone) ve retinil palmitat (retinyl palmitate) maddelerinden biri ya da ikisi birden bulunan etkili güneş koruyucu kremleri özellikle alınmamalıdır. Oksibenzon endokrin engelleyicidir, retinil palmitatın ise kanser riskini atırdığı bağlantısı kurulmuştur.

Kullanılması sakıncalı güneş kremi içerikleri:

1. Oksibenzon (oxybenzone) içeriyorsa:
Mineral içerikli olmayan güneş kremlerinin büyük çoğunluğunda bulunan bu madde, cilde büyük miktarlarda girerek potansiyel alerjik reaksiyonlar yaratıyor. Oksibenzon aynı zamanda endokrin hormonunu bozan ve hücrelere zarar veren bir kimyasal. Bu madde yetişkinlere göre daha hassas olan çocuklarda kullanılmamalı. Çocukların yetişkinlere göre henüz tam gelişmemiş bir boşaltım sistemleri var. Ayrıca vücut birim ağırlıkları başına düşen deri yüzey alanı yetişkinlere göre daha fazla, böylece topikal olarak uygulanan doza daha fazla maruz kalıyorlar. (Bknz. Journal the Lancet)

2. Vitamin A (retinil palmitat) içeriyorsa:

Dosya: A'dan Z'ye Güneşten Doğru Faydalanmanın Yolları (1)


Hepimiz dörtgözle güzel bahar günlerini beklerken, havalar aniden yaz gelmiş kadar ısındı. Annelerden güneşten doğal yöntemlerle nasıl korunabiliriz soruları gelmeye başladı. İlkbaharı yaşayamadan gelen bu yaz sıcaklarında size faydalı olacağını düşündüğüm bilgiler sunuyorum. Bu güneş dosyasında bulacaklarınız şöyle:
-Türk, yabancı doktorların ve uzmanların güneş ve D-vitamini ilişkisine dair görüşleri,
-Güneş kremlerindeki zararlı içerikler
-Güneşten korunmanın doğal yöntemleri
-Zararlı kimyasal içermeyen güvenilir güneş yağı nasıl olur,
-Doğal yöntemleri benimsemiş çocuk Doktorumuzun güneş kremi önerileri,
-Nerolinn Doğal Kozmetik'in sahibi Kimyager Emine Koçer ile güneş ve cilt sağlığı üzerine soru ve cevap,
-Özetle güneşten doğru faydalanmanın yolları.

Bu yazıları okumadan güneş kremi almayın ve kullanmayın.

Son zamanlarda güneşten yeteri kadar D-vitamini almamızın önemi her yerde vurgulanıyor. Prof. Canan Karatay da D-vitamini hakkında “Karatay Diyeti” kitabında şu açıklamalarda bulunuyor, sizin için kısa özetle geçiyorum:

D-vitamini cildimizde bulunan bir hormonun ön maddesidir. Güneşin Ultraviyole-B (UVB) ışınları ile yaşam süresini uzatan bir hormona dönüşür. Bu en güçlü antioksidanın eksikliğinde hücrelerimiz normal çalışamaz ve her türlü alerjik hastalık ve enfeksiyon hastalıkları meydana gelir. Koruyucu krem ve losyonlar kullanılması D-vitamini eksikliğine neden olmaktadır.

Önemli olan güneşin altında kalınacak süreye dikkat etmek, saatler boyu güneşin cildimizi yakması için çaba sarfetmemek ve güneş yanığı oluşturmamaktır.

D-vitamini seviyesi ne olmalıdır?
D-vitamini eksikliği varsa sık sık hastalanılıyor, kilo verilemiyor, kalp krizi riski fazla ve alerjiden kurtulunamıyor. Normal şartlarda kandaki D-vitamini seviyesi 50-100ng/ml olmalıyken kanserli hastaların D-vitamini seviyesi en az 70ng/ml ve üstü olmalıdır.

D-vitamini kaynakları nedir?
İlk olarak güneşin UVB ışınları etkisiyle derimizde üretilmektedir.
İkinci olarak gıdalardan alınabilmektedir. En önemli besin kaynağı balık, yürek ve karaciğer organ etleridir. Ancak yiyeceklerle alınan miktar güneşten alına göre %25 kadardır. Her gün 500gr karaciğer ve balık yemek mümkün olmadığına göre en önemli kaynak güneştir.

Güneşin en etkili olduğu saatler nedir?
Güneş ışınlarının dik olarak geldiği öğle saatlerinde vücudumuz en fazla D-vitaminini üretir.
Eskiden 20dk kalsanız yeterli denirdi. Şimdi devir değişti, hava kirliliği çok arttı. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde günün hangi saatlerinde olursa olsun UVB ışınlarının %60’ı kirli atmosferde bulunan zerrecikler tarafından emiliyor. Öğle saatlerinde dahi güneşte kalmanın pek bir yararı olmamaktadır. UVB cildinize gelmiyor, kızarırsınız ama D-vitamini olmuyor vücudunuzda.

Güneş kremi kullanılırsa  
D-vitamini yüksek olursa kanser olunmaz. Güneşten koruyucu kremler kullanmayın, saf soğuk sıkım sızma zeytinyağı kullanın. Riviera işlemden geçmiş olduğu için olmaz. Kremler UVB’nin vücuda girmesini önler. Güneş ışınlarının en dik olduğu saatlerde UVB cilde giriyor. Ozon tabakası çoktan kapandı öğle saatlerinden endileşelenmenize gerek yok.

Vücuttaki bağışıklık sistemi güçlü olunca kanser olmazsınız. Bağışıklık sistemini yıkan en güçlü şey şekerdir, hareketsizliktir. Çay kahveyi şekersiz için.

Doğal güneş yağları bulabileceğiniz Nerolinn doğal kozmetik ürünlerinin sahibi Kimyager Emine Koçer’e göre “Prof. Canan Karatay’ın önerdiği saf soğuk sıkım sızma zeytinyağı tabiki tercih edilmeli. E-vitamini bakımından zengin olduğu için sıcak havada çabucak okside olmaz yani bozunmaz. Bu nedenle cildi nemli tutar ve bugün bütün güneş ürünleri üreticileri tarafından diğer yağlara göre maliyeti düşük olduğu için çok tercih edilir. Fakat Nerolinn güneş ürünlerinde zeytin yağı kullanmıyoruz. Nedeni ise cildi hızlı bir şekilde bronzlaştırması. Çabuk bronzlaşan ciltte lekelenmeler olabiliyor aynı zamanda D-vitamini sentezi içinde bu durum doğru olmaz. Zeytinyağını tercih etmek isteyenler bunları göz önünde bulundurmak zorundalar.”
Hassas ciltler ve bebekler için daha yoğun koruma sağlayan doğal yağlar da var. Biraz da mevcut güneş kremlerinin içeriklerini değerlendirelim. Bunun için bir sonraki yazımı okumalısınız.